top of page

CÜBBENİN ALTINDAKİ YETİMLİK: Maskelerin Yapıbozumu ve Çıplak Varoluş

İnsan hayatı, toplumsal rollerin, profesyonel unvanların ve üzerine titrediğimiz "güçlü yetişkin" maskelerinin korunaklı zırhıyla örülüdür. Her sabah o zırhı kuşanır, adliyelerin soğuk koridorlarında köşeli cümlelerle adaleti arar, insanlara her şeyin kontrolümüz altında olduğunu fısıldayan o vakur duruşu sergileriz. Yasalar bize düzeni, kurallar rasyonelliği, toplum ise her ne olursa olsun "ayakta kalmayı" dayatır.

Ta ki o mutlak ve vahşi sınır çizgisine çarpana dek.

Bir annenin ansızın dünyadan çekilmesi, sadece biyolojik bir kayıp değildir; ruhun üzerine titrediği tüm o yapay zırhların, unvanların ve maskelerin tek bir saniyede un ufak olmasıdır. O kış sabahı asfalta süzülen canla birlikte, benim de koruyucu mabedim elimden alındı. Kendimi koridorlarında hakkı aradığım o devasa adliye saraylarının ortasında, üzerimdeki tüm unvanlardan soyunmuş, cübbesiz ve çıplak bir çocuk olarak buldum. O an anladım ki; dünyanın en güçlü savunmalarını da yapsanız, en rasyonel kanun maddelerini de ardı ardına dizseniz, ölümün o çiğ gerçekliği karşısında hepsi birer illüzyondan ibarettir.

Bir insan, "annesinin kızı" olmayı bıraktığı an, bu fani dünyada gerçekten kimsesiz kalırmış. Çünkü o unvan, hata yapma lüksümüzün, sığınacak bir limanımızın ve tüm o güçlü yetişkin maskelerimizi usulca düşürebileceğimiz yegâne mahrem alanımızın adıydı.

Modern dünya bizden sürekli bir "iyileşme" ve "işlevsellik" talep eder. Acıyı hijyenik odalara hapsetmemizi, işimize dönmemizi, hayatın ritmine rasyonel bir şekilde ayak uydurmamızı bekler. Bize sunulan o basma kalıp "toparlan" telkinleri, aslında toplumun kendi kırılganlığıyla yüzleşmekten korktuğu o bencilce refleksin dışavurumudur. Bizden beklenen güçlü duruş, aslında içimizdeki o derin uçurumu kapatmaya çalışan sahte bir yamadır.

Ancak bizim "Yara Dili" coğrafyamızda bu sahte yamaların hiçbir hükmü yoktur. Ben artık her duruşmaya girdiğimde, her kararı okuduğumda cübbenin altında o görünmez yetimliği taşıyorum. O adliye koridorlarında yankılanan adımlar, aslında adaleti değil, giden o kurucu öznenin ruhumda bıraktığı o boşluğu arıyor. Bu durum klinik bir çökkünlük ya da hayata küsmüş bir melankoli değildir; aksine, hayata karşı takındığımız tüm o yapay kimliklerin yapıbozuma uğraması, varoluşun en dürüst ve en çıplak haliyle yüzleşme cesaretidir.


Karanlığı parlak boyalarla alelacele kapatmaya çalışmıyorum artık. Caravaggio'nun o dürüst siyahı gibi, içimdeki bu unvansız, maskesiz çıplaklığı bütünüyle kabulleniyorum. "Annemin Kızı Büşra" olmaktan "Büşra" olmaya geçişin o keskin acısı, benim bu dünyaya ödediğim en ağır ama en gururlu sadakat borcumdur.

Bugün, üzerimdeki tüm yapay zırhlardan sıyrılmış olarak, sadece annemin bana miras bıraktığı o asil "gönül işçiliği" ve o lekesiz zarafetle ayaktayım. Cübbemin altında ne kadar derin bir yetimlik taşırsam taşıyayım, gökyüzünde parıldayan o eşsiz "Yıldızlı Pekiyi"nin ışığı altında, onun yarım kalan sesini kendi nefesimle tamamlayarak, inatla ve asaletle bu yolda yürümeye devam edeceğim.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Saat Kaçta Durur Bir Evlat ?

İnsanın evi neresidir? Dört duvarı, tavanı, kapı eşiği mi? Yoksa o kapıyı açtığında karşılaştığı, sesinin tınısıyla dünyadaki tüm uğultuları susturan o tek insan mı? Ben evimi kaybettim. Bir sabah, An

 
 
 

Yorumlar


bottom of page