top of page

Sessiz Tanıklar: Eşyaların Yası


Travmatik bir kayıptan sonra insanı en çok hırpalayan şey, dünyanın hiçbir şey olmamış gibi dönmeye devam etmesidir. Sokaktaki gürültü akıp gider, adliye koridorlarında dosyalar el değiştirir, hayat kendi mekanik ritminde ilerler. Ama o büyük fırtınanın koptuğu evin içine girdiğinizde, zamanın sadece sizin için değil, nesneler için de donduğunu görürsünüz.

Yarım kalmış bir fincan kahve, askıda öylece bekleyen bir hırka, alelacele alınmış bir not kağıdı... Eşyalar, sahibinin gidişinden habersiz, bıraktığı o son saniyenin anısını sadakatle korurlar.

Annemin gidişinden sonra evdeki her nesne, benim için hukukun asla çözemeyeceği birer sessiz tanığa dönüştü. Salondaki o çok sevdiği çiçeğin yapraklarına bakıyorum; annemin eli değmişti onlara, belki usulca su vermişti. Şimdi o yapraklar yeşermeye devam ederken, o eli bir daha asla tutamayacak olmanın varoluşsal çaresizliği göğsüme saplanıyor. Bir tarafta ceza kanunlarının kusur oranlarını tartışan soğuk dilekçeler, diğer tarafta annemin kokusunun sindiği, dokunmaya bile kıyamadığım bir hırkanın yarattığı o devasa mahkeme...

Hukuk sistemi, mağdur yakınından rasyonel olmasını, hayatına kaldığı yerden "mantıklı" bir şekilde devam etmesini bekler. Yas tutan bir avukatın cübbesini giyip duruşmaya çıkmasını, soğukkanlı savunmalar yapmasını normal karşılar. Oysa rasyonellik, sevginin ve bağın koptuğu yerde hükümsüzdür. İnsan, koridorlarında adalet aradığı o adliye saraylarından çıkıp eve döndüğünde; mutfaktaki boş bir sandalyeyle, antrede duran o terlikle yüzleştiğinde anlar adaletsizliğin gerçek boyutunu. Dünyanın en ağır cezası bile, o sessiz tanıkların evdeki feryadını dindirmeye yetmez.

Bu bahçede toplanan dostlarım, biliyorum; çoğunuzun evinde konuşmayan ama çığlık atan o sessiz nesneler var. Gitgide ağırlaşan bir saat, artık hiç çalmayan bir telefon, köşede öylece duran bir çift ayakkabı...

Yas, sadece kalbimizde taşıdığımız bir sızı değil; her gün gözümüzün değdiği o eşyaların sessizliğinde büyüyen felsefi bir fenomendir. Bugün bu bahçede, o sessiz tanıkların dilinden konuşalım istiyorum. Anılarımızı saklamadan, eşyaların yasından kaçmadan, o derin dehlizlerde yan yana yürüyelim.

Çünkü biz buradayız, eksik, yaralı ama anıların o kırılmaz hafızasına tutunarak bir arada...

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Saat Kaçta Durur Bir Evlat ?

İnsanın evi neresidir? Dört duvarı, tavanı, kapı eşiği mi? Yoksa o kapıyı açtığında karşılaştığı, sesinin tınısıyla dünyadaki tüm uğultuları susturan o tek insan mı? Ben evimi kaybettim. Bir sabah, An

 
 
 

Yorumlar


bottom of page